|
 |
|
 |
|
 |
İMKB 100 : 0 USD: 0 EURO: 0 GBP: 0 EURO / USD: 0 ALTIN: 0 |
 |
|
|
 |
 |
Fincan Takımı |
 |
|
Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz
var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm
ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski
sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao
yapayım" dedim.
Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara,
belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim
minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken
ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya
koyuldum, fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana
bakıyordu... Erkek çocuğu bana döndü,
"Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu, gözlerim biran ayağımdaki eski
terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına
dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım"
dedi.
Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp .
çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey
yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim
patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı
sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi...
Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi.
Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim.
Çocukların sandaletlerinin çamur izleri, halının üzerindeydi halâ.
Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu... |
|
|