diksiyon kursu
Ana Sayfa
Kurumumuz
İçerik
Teşekkürlerimiz
Köşe Yazıları
Kaynaklar
Kendinizi Sınayabilirsiniz
Özel İnsanlarla İletişim
Hayvanlarla İletişim
Sizden Gelenler
Basından
Lütfen İzler Misiniz?
Bir Bilgenin Önerileri
Kitap Galerisi
Sinema ve Tiyatrolar
Kurslar
Dost Siteler
TDK
Dil Derneği
Kimlik Bilgileriniz
Bize Ulaşın
Duyurular
ANKARA
Çocuk büyütürken ceza vermemiz gerekip gerekmediği konusunda çoğu zaman kararsız kalırız. Oysa, dengeli bir biçimde kullanılan ceza ve ödül sistemi, çocuğunuzun eğitiminde size büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Ailelerin bir kısmı sadece ceza vererek bunu sağlamaya çalışırken, bir kısmı hiç ceza vermemekle öğünmektedir. Oysa çoğu kez verilen cezalar ya çocuğu düşündürmeyen ve etkilemeyen cezalar olmakta, aile de cezanın işe yaramadığını düşünmektedir. Ya da ağır, fiziksel cezalar olmakta, çocuğu eğitmek yerine öfkelendirmektedir. Benzer şekilde ödüller gerektiğinde ya da uygun dozda kullanılmayınca, ödül olmaktan çıkıp, çocuk adeta hak haline gelmektedir.

CEZA VE ÖDÜL NE ANLAMA GELİR?
Çocuk yürümeye başladığı andan itibaren evin içinde bir güç gösterisi başlar. İstediğini almaya ve ellemeye çalışan çocukla, ona engel olamaya çalışan büyükler arasındaki bu çatışma doğru davranılmadığında, büyük bir sorun haline gelir. Evdeki eşyalar çocuğun ulaşamayacağı yerlere kaldırılmaya başlanır, eline aldığında kızılır ama bazen de oynamasına izin verilir. Çocuk bir türlü büyüklerin yapmaya çalıştığını anlamaz. Yapmaması gerektiğini değil, büyükleri nasıl ikna edeceğini düşünmeye başlar. Oysa kararlı, devamlı ve doğru söylenen "hayır" çocuk için anlamlı olacaktır. Bir süre sonra ne yapacağını, ne yapmamasını öğrenen çocuk, yaptığı ve yapmadığı için ödeyeceği bedeli, kazanacağı değeri de öğrenmiş olmalıdır. Cezalar, çocuğun canını fiziksel olarak yakmayacak, çocuğun yaşına uygun ve bir çeşit bedel ödeme olara kabul edilebilecek şeylerdir. Çocuğun bir kez daha aynı şeyi yaptığında aynı yaptırımla karşılaşacağı durumlardır. Cezalar mutlaka çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Ayrıca çocuk o cezayı daha önce öğrendiği ve yapmaması gereken bir durum için aldığını bilmelidir. Duruma uygun, haklı bir ceza çocuğu üzmez. Ama cezalar tehdit halinde kalırsa, çocuk anne babasının ağzından çıkanların yapılmadığını, herhangi bir şekilde onları vazgeçirebildiğini öğrenirse cezanın anlamı kalmaz. Çocukla, aile arasında bir oyun haline dönüşür ve genellikle bu oyunu çocuk kazanır. Ödül ise genellikle yanlış kullanılan bir kavramdır. Ödül, zaten yapması gereken bir şeyi, iyi yaptığı için, çocuğa verilen şeydir. Oysa genellikle, çocuğa zaten yapacağı bir iş için önceden önerilen şeydir ve adına ödülden çok rüşvet demek gerekir. Bunun önemli sakıncaları vardır. Öncelikle sakıncası vardır; eğer çocuğa herhangi bir şeyi rüşvet olarak öderseniz bir dahaki sefere önerdiğiniz şey yetmeyecektir. Ayrıca çocuk, bu durumda ödev yapmanın kendi sorumluluğu olmadığını düşünecektir. Ödevini annesini ya da babasını kazanmak, herhangi bir menfaat elde etmek için yaptığını düşünecektir. Bundan sonra da bu çocuğa ödev yaptırmak çok zor hale gelecektir.

ÖDÜL VE CEZA NE ZAMAN UYGULANMALI?
Bir çocuğu hep ödüllendirmek ya da sadece cezalandırmak birçok sorunu beraberinde getirecektir. Ceza ve ödül, mutlaka yerinde, zamanında, gerekli durumlarda ve gerektiği dozda kullanılmalıdır. Ayrıca çocuğun yaşına ve durumuna uygun olması da çok önemlidir. Öncelikle şunu unutmamak gerekir. Dövmek hiçbir biçimde bir cezalandırma yöntemi değildir.Aslında şiddet çaresizliğin dışa vurumudur. Çaresiz kalan, çocuğu doğru yolla eğitemeyen ailenin çaresizliği. Sonuç olarakta, ruh sağlığı yerinde olan erişkinler, şiddet uyguladıktan sonra kendileri daha çok üzülür ve çaresizlikleri artar. Ama çocuk öğrenmesi gereken doğruyu öğrenmemiş olur. Çocuğa fiziksel acı verilmemelidir. Bunun yerine çocuk sorumluluğu olan bir şeyi yerine getirmediği zaman öncelikle onu uyarmak, sonra yaşına uygun olarak bedel ödetmek gerekir. Tüm bu cezaları verirken mutlaka suçla orantılı davranılmalıdır. Bu en etkili yöntemdir.Çok büyük bir suça çok küçük bir ceza verirseniz, bunun hiçbir anlamı olmaz. Çocuğa, mutlaka cezanın neden verildiği anlatılmalıdır. Çocuk neyi yanlış yaptığını, neden yanlış yaptığını ve neden ceza gördüğünü bilmelidir. Ayrıca uygulanan cezadan vazgeçmemek gerekir. Çoğu anne-baba verdikleri cezadan kolayca vazgeçerler. Ceza, bir kere söylendiğinde mutlaka sonuna kadar uygulanmalı. Çocuk özür dileyebilir ama bu cezayı ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaz. Sadece bir kez daha yapmayacağına dair bir sözdür. Ödül de aynı şekildedir. Çocuğa gereğinden fazla ödül vermek de sorun yaratacaktır. Çünkü böyle bir durumda ödülün hiçbir anlamı kalmaz. Ödüller de aynı cezalar gibi yerinde ve dengeli bir biçimde kullanılmalıdır. Ödül sisteminin yanlış kullanımı çocuğun yaptığı şeyin ölçüsünü anlamasını sağlayacaktır.

YANLIŞLAR NELER?
Genel olarak bakıldığında, ödül ve ceza sistemleri ailelerimizde doğru uygulanmamaktadır. Aileler, ceza kullanımı konusunda ya korkak ya da aşırı davranıyorlar. Çocuklarının kişiliklerini kazanmalarını zedeleyeceklerini düşünüyorlar. Burada fark edilmeyen bir şey var. Bedel ödemeyi bilmeyen, sınırsız çocuklarla, evden kaçan, umursamaz ve öfkeli çocuklar yaratılmaktadır. Aileler, çocuklarını yetiştirmenin yanında onların sınırlarını da belirlemek zorundalar. Yoksa, ruhsal açıdan sağlıksız ve toplumla uyumsuz nesiller oluşur.

Prof. Dr. Bengi Semerci Sözüer
Telif Hakkı ©2006 derenay.com.[Eğitim Danışmanlık] Tüm Hakları Saklıdır.

diksiyon kursu
Bilgi Peresi
Google
boş
Fincan Takımı
boş
Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?" Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım" dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum, fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu... Erkek çocuğu bana döndü, "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi? "Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu, gözlerim biran ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp . çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri, halının üzerindeydi halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu...