diksiyon kursu
boş
Ana Sayfa
Kurumumuz
İçerik
Teşekkürlerimiz
Köşe Yazıları
Kaynaklar
Kendinizi Sınayabilirsiniz
Özel İnsanlarla İletişim
Hayvanlarla İletişim
Sizden Gelenler
Basından
Lütfen İzler Misiniz?
Bir Bilgenin Önerileri
Kitap Galerisi
Sinema ve Tiyatrolar
Kurslar
Dost Siteler
TDK
Dil Derneği
Kimlik Bilgileriniz
Bize Ulaşın
Duyurular
ANKARA
İMKB 100 : 27.989
USD: 1.5285
EURO: 2.085
GBP: 2.2221
EURO / USD: 1.3635
ALTIN: 277.96
Televizyon yayınının başladığı dönemde evlerimize konuk olan Halit Kıvanç bu akşam mikrofonda 50. yılını kutluyor. POPSAV tarafından düzenlenen gecede Sezen Aksu'dan Erol Evgin'e, Müjdat Gezen'den Ajda Pekkan'a kadar pek çok sanatçı sahne alacak.

Televizyon ekranlarının usta sunucusu Halit Kıvanç, mikrofon başında 50. yılını doldurdu. Belki kimse inanamıyor bu yarım asrın nasıl geçtiğine ama o siyah beyaz televizyonların çıkmasıyla, evlerimize konuk olan ilk isimlerden. O günden bugüne ekranlar renklendi, televizyon kanalları arttı, yüzlerce sunucu program sundu ama Halit Kıvanç'ın yerine kimse geçemedi. Belki de bu 50 yıl içinde değişen tek şey saçının rengi oldu. Gazetecilik, radyo spikerliği ve televizyon sunuculuğu yolculuğunda yarım asrı dolduran Kıvanç için bugün de özel bir gece düzenleniyor. Jübile değil, sadece bir kutlama... Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki gecede pek çok ünlü isim de Kıvanç'ın yanında olacak. Küçük bir not; Kıvanç bu yıl eşi Bülbin Kıvanç ile birlikte geçirdiği 50 yılını da kutluyor...
KABLOSUZ MİKROFON...
* 50 yılı geride bıraktınız. Dönüp baktığınızda neler görüyorsunuz? Ben gazeteciliğe başladıktan 10 yıl sonra mikrofonla tanıştım. Önce radyo sonra televizyon geldi. Benim iki mesleğim var; yazarlık ve spikerlik. Eskiden gazetecilik de spikerlik de o kadar zordu ki... Örneğin bir haber için telefonla konuşmak için saatlerce beklerdik ya da haberleri telgrafla gönderirdik. Yurtdışına gittiğimizde eğer önceden hat kiralanmamışsa naklen yayınları yapamazdık. Ya da yurtdışından bir maçla ilgili sunum yapmam gerekiyor ama telefon bağlantısında problem oluyordu ve biz sonucu bildiremiyorduk. Şimdiyse gazetecilik, televizyonculuk o kadar kolay ki... İlk yaka mikrofonunun kullanılmaya başlandığı zamanı hatırlıyorum; yakama kablosuz mikrofon takılırken, gazetelerde kare kare fotoğraflar çıktı. İşte o günden bugüne çok yol kat edildi.
* Peki gazetelerin ve televizyonların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Sorun burada başlıyor. Gerek yazılı gerekse görsel basın, teknolojinin bu nimetlerini doğru alanlarda kullanmıyor. Buna üzülüyorum. Şu anda Amerika'da, Avrupa'da ne varsa bizde de var ama televizyona baktığımda gördüğüm programlar beni üzüyor. 5-6 saat kaynana gelin tartışmalarını izlemek beni üzüyor. Diziler, arasına kopya kağıdı koyulmuş gibi birbirinin aynı. Bazı programları izlerken utanıyorum. Biz bugüne kadar hiçbir çocuğa tabanca ya da tüfek almadık. Hatta biz Cenk Koray'la birlikte çocuklara 'Savaş' isminin konmasını bile eleştirirdik. Ama şimdi çocuklar mafya dizilerini izliyor.
MANKENLER SUNUCU OLUR
* İzlemekten zevk aldığınız diziler var mı? Tabii ki beğenmediklerimin yanında çok sevdiğim diziler de var. mesela 'Gurbet Kadını', 'Yağmur Zamanı', 'Bir İstanbul Masalı'... Bu dizilerin konularını da, bu dizilerde oynayan oyuncuları da beğeniyorum.
* Sunucuları beğeniyor musunuz? Sizce mankenlerin sunuculuk yapması doğru mu?
Mankenlerin sunuculuk yapmasına kesinlikle karşı değilim. Ama eksiklerini tamamlamaları gerekiyor. Eğer yeteneği varsa ve eğitimli ise herkes sunucu olabilir. Ama sırf bir güzellik yarışmasında derece aldı diye, o kişiyi bir programa sunucu yapmak yanlış. Bence burada suç yönetimlerde.
* Sizin hukuk eğitimi aldığınızı biliyoruz, niçin gazeteciliği seçtiniz?
Fakültede okurken gazeteciliğe başladım. Bu işi seviyordum. Okul bittikten sonra yargıç adaylığına başvurdum. O zamanlar kurada bir mahrumiyet bölgesine düştüm; kasabaya gitmek için 13 saat eşek sırtında yolculuk ediyorduk. Dükkan, lokanta yoktu. Sadece pilli radyomdan maç dinliyordum, elektrik de yoktu. İdealist olarak mahrumiyet bölgesinde çalışmaya devam ettim ama bir noktadan sonra idealizm yetmiyor. O zamanlar yargıçlıktan kazandığım paranın aynısını gazetecilikten kazanıyordum. Ve ben gazeteciliği seçtim. İstifa ederek İstanbul'a döndüm ve gazeteciliği kendime meslek olarak seçtim.
BBC'DEN TEKLİF GELDİ
* Mikrofonla tanışmanız nasıl oldu?

Milliyet Gazetesi'nde çalışırken mizah yazıları yazıyordum. Bu yazılar beğenildi. Faruk Yener, benden bu yazıları skeç haline getirmemi istedi. Derken bu skeçler radyoda kullanılmaya başlandı. Radyo tiyatrolarının başında olayı anlatan bir iç spiker vardır. Benim Türkçe'mi beğendikleri için iç spikerlik görevini bana vermek istediler. Daha sonra bir program için beni takdimci olarak çağırdılar. O zamanlar sunucuya, 'takdimci' denirdi. Ben birdenbire kendimi mikrofon başında buldum. Sahne sunuculuğu ardından defile, yarışma derken bugünlere geldik.
* Kısa sürede sesiniz dikkat çekmiş...
Evet, bu arada BBC'den bana teklif geldi. 50'li yıllarda BBC her ülkeden öne çıkan genç sunucuları çağırıyordu. Türkiye'den de beni seçtiler. Bir yıla yakın BBC radyosunda çalıştım ve televizyon eğitimi aldım. Daha sonra bana beş yıllık kontrat teklif ettiler. O dönemlerde Türkiye'de televizyon yayıncılığı yeni başlıyordu ve bu işi ülkemde yapmak istedim. Türkiye'de ilk televizyon yarışmasını ben sundum. 'Bildiklerimiz, Gördüklerimiz, Duyduklarımız'... Beş yıl sürdü. Türkiye'de sunmadığım isim çok azdır. Bir gün İzmir'de büyük bir konser sunuyorum. Küçük bir kızın, bir şarkı söyleyeceğini söylediler. O küçük kızı sahneye çağırdım, bir şarkı söyledi ve ortalık yıkıldı. Şimdi o küçük kız, Türkiye'nin Sezen Aksu'su.
HEPBURN'U DE SUNDUM * Türkiye'deki anılarınız neler?
Bizim gençliğimizde Audrey Hepburn'e hayran olmayan yoktu. E tabii ben de hayrandım. Hepburn, Dünya Gençlik Teşkilatı'nın elçisi olarak Türkiye'ye geldi. Ben beyazperde hayranlıklı izlediğim bir kadını sunma şansına sahip oldum. Hayatım boyunca unutamayacağım anlardan biridir. Bunun dışında benim için 23 Nisan Çocuk Şenlikleri'nin yeri de başkadır. Yıllarca sunuculuk yaptım. En son geçen seneki şenliklerde eskiden bayrama gelen yabancı çocukları getirmişler; şimdi 35-40 yaşındalar.
Telif Hakkı ©2006 derenay.com.[Eğitim Danışmanlık] Tüm Hakları Saklıdır.

diksiyon kursu
Bilgi Peresi
Google
boş
Bir Saat
boş
Adam yorgun argın eve döndüğünde beş yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş.Çocuk babasına" baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?" diye sormuş.Zaten yorgun gelen adam "bu senin işin değil" diye yanıtlamış.Bunun üzerine çocuk" babacığım lütfen bilmek istiyorum" diye yanıt vermiş.Adam,"illaki bilmek istiyorsan 20 dolar" diye yanıt vermiş.Bunun üzerine çocuk, "peki bana 10 dolar borç verir misin" diye sormuş.Adam iyice sinirlenip "benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok,hadi derhal odana git ve kapını kapat" demiş.Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış.Adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş.aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş,belki de gerçekten lazımdı.Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış.Yatağında olan çocuğa "uyuyor musun?" diye sormuş.Çocuk "hayır" diye yanıtlamış."Al bakalım istediğin 10 doları,sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" demiş.Çocuk sevinçle haykırmış "teşekkürler babacığım".Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış,bunu gören adam iyice sinirlenerek "paran olduğu halde neden benden para istiyorsun,benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" demiş.Çocuk,"ama yeterince yoktu" demiş ve paraları babasına uzatarak "işte 20 dolar.BİR SAATİNİ BANA AYIRIR MISIN?" demiş...