ŞA)Sayın Şaylıman.Yılların gazetecisisiniz.Böyle bir meslekte doğru, güzel ,etkili konuşmanın önemiyle ilgili ne dersiniz? FŞ)Elbette yayıncılıkta doğru ve etkili konuşmak son derece önemli. İzleyici etkilendiği ölçüde bakar ve sahip çıkar. Ama...eğer o konuşmaların arasına sinmiş yapaylığı, soğukluğu hissederse konuşma ne kadar etkili olursa olsun birlikte yolculuk uzun sürmez. Her işin temel kuralı inanarak yapmak üzerine kuruludur. Ben ne söylediysem önce inanarak söyledim. Bunu karşıya iletmek son derece önemli. İzleyici içtenliğe inanıyorsa herşey daha kolay yürüyor.
ŞA)Bu alanda; 'en iyi tarafımdır' dediğiniz durumunuz nedir? FŞ) Ben 1980'de SBF BYYO'dan mezun oldum. Ben Mümtaz Soysalların, Türkkaya Ataövlerin, Bahri Savcıların, Emin Özdemirlerin, Alpaslan Işıklıların öğrenciyim. Öğretilenlerin harfini boşa harcamadım. O nedenle en iyi tarafım, Türkiye'nin bağımsızlığını, geniş kitlelerin özgürlük ve demokrasi tutkusunu dile getiren inatçı tavrımdır. Kendini öksüz hisseden izleyiciye anne sıcaklığını aratmayacak bir içtenlikle hep bunu verdim. En iyi tarafım bu.
ŞA)Yeni gazetecilere ve televizyonculara bu alanla ilgili önerileriniz var mı? FŞ)Onların hayatı bizden daha zor. 1992'de özel televizyonlar birbiri ardına patladığında bu mesleğin çalışanları rahatlıkla iş bulabiliyordu. Şimdi genel sürecin devamı olarak kuşatılmışlık baskısı medya alanında kendini inanılmaz boyutlarda hissettiriyor. Orman kanunları söz konusu. Medya siyasi iktidarların arenasına dönüştü. Mesleğe yeni girmeye hazırlananlara umutlarını yitirmemelerini, inandıkları düşüncelerden geriye adım atmamalarını istiyorum. Direnin.
ŞA)Çalıştığınız ortamlarda Türkçe veya güzel konuşma ne durumda? FŞ) 1980'de askeri darbe toplumu 20 yıl geriye attı. Bu arada dilimizde özünü kaybetme tehlikesiyle karşılaştı. Dil, toplumsal çalkantılarla iç içe yaşar. 80 öncesinin dilde yenileşme çabalarını, Türkçeye katılan sözcükleri anımsayalım. Kenan Evren cuntası toplumun üzerinden silindir baskısıyla geçerken, dilimizi de kesti, biçti. Şimdi benim çalıştığım ortamda kaç kişi güzel Türkçeyle konuşuyor sorusuna vereceğim en iyi yanıt şu: Türkçe kalmadığına göre geriye garip, kulakları tırmalayan bir dil beliriyor. Üstelik bizler çok zamandır 'ortak dilini' yitirmiş bir toplum değil miyiz?
ŞA)Bu alana katkınızın olması açısından bireysel olarak neler yapmayı dilersiniz? FŞ)Bilemiyorum. ŞA)Yine bu alandaki eğitimlerden haberdar mısınız ve bu çalışmaları yeterli buluyor musunuz? FŞ)Bilmiyorum.
ŞA)Doğru,güzel,etkili konuşma (diksiyon)ve iletişim becerileri alanında önereceğiniz kitaplar var mı? FŞ)Bilmiyorum.
ŞA)Son olarak;'Yazar'sınız ve kitap yazarken içerik kadar üslubunuza,kullandığınız dile ,etkileme becerinize nerelerden destek buluyorsunuz? FŞ)Sevgilerimden, ilişkilerimden, inandığım, ömrümü verdiğim doğrulardan destek alıyorum.
Westminister manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarının üstünde yazılı olan bir yazı. "Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki; önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim." Dünyayı değiştirmek istiyorsan bunu yapabileceğine dair inancın, değiştirerek işe başla. Bunu yapamıyorsan, kendini değiştirmeyi dene...