|
Fazıl Hüsnü Dağlarca, "Şiirlerimde biraz kendimi arıyorum. Şiir, başlı başına bir gramerdir. Gençlere bunu seve seve açıklıyorum. Bu dilin gramerini hep yaşatsınlar, kullanırken Türklüklerine şükretsinler" dedi
Bugüne dek yazdığı şiirlerin sayısı 30 bini aşan, 100'ü aşkın kitabı bulunan 91 yaşındaki Türk şiirinin çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Vehbi Koç Ödülü'nü aldığı önceki gece, bunca yıl şiir yazabilmesinin gizini açıkladı. Şiirin bir gramer mucizesi olduğunu kaydeden Dağlarca, "Bunca yıldır şiir çalışmamın gizi budur" dedi.
Dağlarca, ödül gecesinde sahneye tekerlekli sandalyeyle geldi. 75 yılı aşkın bir zamandır şiir yazan Türk şiirinin yaşayan en önemli temsilcilerinden Dağlarca, ödülünü aldıktan sonra sahneden inmeyip tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter'in şiirleri üzerine yönelttiği, "Siz kendinizi nasıl tanıtıyorsunuz?" ve "Siz, sizin içinde kimsiniz; sizin şiiriniz kim?" sorularını da içtenlikle cevapladı.
Şiirlerinden hangisi olduğunu seçemediğini söyleyerek konuşmaya başlayan Dağlarca, "Çok şiir çıkartmamın nedeni de budur. Biraz kendimi aramamdır. Şiirlerim bana benim kadar yakın, benim kadar uzaktır" dedi.
Türklüğe şükran
Geceleri çoğu zaman uyuyamadığını, başka bir yaşamın kendisini çağırdığını duyarak uyandığını ifade eden Dağlarca, bu yaşamın da şiir olduğunu söyledi. Şiirin, bütün ülkelerin ilk sesi olduğunu vurgulayan Dağlarca, "Türkiye'ye gelince iş değişiyor, çünkü ülkemiz kendi dilinden uzun süre yoksun bırakılmıştır. Çünkü Arapça, Farsça ile uzun süre eğitim gördüğümüz için, gerçek yaratıcılığına ulaşamamıştır" diye konuştu.
Şiiri bir "gramer mucizesi" olarak nitelendiren Dağlarca'nın, "Şiir başlı başına bir gramerdir. Bu gramerden biraz faydalansalar, çok büyük anlamlara ulaşabilirler. Bunca yıllık şiir çalışmamın gizi budur. Gençlere bunu seve seve açıklıyorum. Bu dilin gramerini hep yaşatsınlar, kullanırken Türklüklerine şükretsinler" sözü alkış aldı.
Kenter'in, "Tiyatro yazmayı hiç düşünmediniz mi?" sorusuna Dağlarca, şu yanıtı verdi: "Düşünmedim, çünkü korktum. Ben kendi piyesimi kendim oynamak isterim."
Talat Sait Halman, "Aşk şiirlerinin gücü pek az şaire nasip olmuştur" diyerek, Dağlarca'dan aşağıdaki dizeleri okudu:
Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.
Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak, ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.
Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama ben
Seni bir daha sevebilirim
......................
İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.
Eski Bakan Halman'dan Dağlarca'ya övgü
Şiir tarihimizin tanrısal varlığı
Ödül jürisi Başkanı Talat Sait Halman, Vehbi Koç Vakfı ödül töreninde özetle şu konuşmayı yaptı:
"Tanrıyla Ben" başlıklı dörtlüğünde Dağlarca diyor ki:
"O
İşinin ozanı
Ben tanrısıyım
İşimin".
Günümüzün, cumhuriyetimizin, şiir tarihimizin tanrısal bir varlığı, Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. Türk şiirinin mutlu talihini ve tarihini kutluyoruz bugün. Sayın Dağlarca edebiyat dünyasına girdiği yıllardan başlayarak, daima kendine özgü bir şiir estetiği yarattı ve yaşattı. Denebilir ki hiçbir şairden ve edebi akımdan etkilenmedi, hep özgündü; şairliği her zaman kendine özgü oldu.
Bence Dağlarca çağımızın önde gelen dünya şairlerinden biridir.
Türkiyeli bir şair olmasaydı, aynı şiirleri Fransızca, İngilizce, İspanyolca gibi Batı dillerinde yazmış olsaydı çoktan Nobel armağanını kazanmış olurdu ve Nobel'e onur getirirdi. Aslında Dağlarca Nobel'e ihtiyacı olmayan evrensel bir şairdir.
Yazar Batur, ödül gerekçesini kaleme aldı
Yeni bir şiir dili oluşturdu
Jüri üyesi yazar Enis Batur, jüri adına ödül verme gerekçesini şöyle kaleme aldı:
"Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk şiirinin yaşayan en önemli temsilcisi hiç kuşkusuz. Dağlarca'nın asıl gücü, şiirinin niteliğinden, niteliklerinden geliyor; 1940'lı yıllardan başlayarak Türkçenin şiir dilini, üslubunu birinci dereceden etkileyen bir yapıt kurmuş olduğunu kabul etmek gerekir. 'Çocuk ve Allah' gibi bir 'erken başyapıt'ın yeni Türk şiirinin bütün güzergâhını etkilediği göze çapar. Evren, doğa, insan türü klasik temalara, kişisel şiir diliyle hem modern bir eksen yaratmış, hem de alabildiğine özel bir kozmoloji kurmayı başarmıştır. Öte yandan, Dağlarca'nın, ulusal tarihin bilincini ön planda tutan bir epik anlayış geliştirmesinin yanında, çağının gözü açık bir tanığı kalmış olması da yabana atılamayacak özelliklerinin başında gelir. Son olarak, yeni bir şiir dili oluştururken ulaştığı sonuçların, çevrildiği farklı dillerde de Dağlarca'nın özgünlüğünü yansıttığını vurgulamalıyız. Ödüle adayların ön sırasına Dağlarca'yı yerleştirmek, yerinde bir seçim olacaktır." |